Ekim 23,2017. Okulumuzda “Cumhuriyet” coşkusu başladı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliklerimizin başlangıcını Bayrak Törenimizde Denizli Büyükşehir Belediye Bandosu eşliğinde söylediğimiz marşlarla yaptık. Okul bahçemizde Belediye Bandosu tarafından çalınan İstiklal Marşı, İzmir Marşı ve Gençlik Marş LİSEDÜZEYİ İÇİN OKUNACAK ŞİİR CUMHURİYET . Ey bizlere bugünü kazandıran şehitler. Ey hürriyet yolunda can veren koç yiğitler. Ey kahraman Atatürk, sizlere minnettarız. Rahat rahat uyuyun nöbette bizler varız. Canımızdan azizdir bıraktığın emanet, Cumhuriyet şereftir, namustur Cumhuriyet. Öğrencilercumhuriyet konulu günün anlam ve önemine ilişkin şiirler okuyarak müzikli oyun gösterilerini sergiledi. "Kars Kafkas LEGENDS" Kafkas Halk Oyunları ekibi gösterilerini sundu. İlçemiz müzik öğretmenleri eşliğinde lise öğrencileri solo türküleri dinletisi sundu. Cumhuriyet öncesi dönemde anaokulundan üniversite düzeyine ve meslek okullarına kadar pek çok eğitim kurumunun yanı sıra çeşitli yetimhaneleri, hastaneleri ve yayınevi de bulunan Amerikan Bord Heyeti cumhuriyetin kurulmasından sonra da Türk halkına kaliteli eğitim ve sağlık hizmeti götürmeyi amaçlamıştır. BirUmuttan Bir Sevinçten (1984, toplu şiirler 1) Yeni Bir Defter-Şiirler-Meçhul Bir Aşk (1985) Adresi Uçurum (1986, toplu şiirler 2) Geçti mi Geçen Günler (1989) Menzil (1992) Kimse Hatırlamıyor (1994, toplu şiirler 1) Nereye Uçar Gökyüzü (1994, toplu şiirler 2) İki Sevda Arasında Kara Sevda (1994) Tilki Tilki Saat Kaç (1995) mEJRP. Sorunlar onları yaratanların mantığı ile çözümlenemez. Einstein Paylaş Aşağıda 1,500,000'dan fazla şiir başlıkları arasından "Cumhuriyet" terimini içeren şiirler listelenmektedir. Cumhuriyet ile ilgili şiirler "kayıt tarihine" göre listelenmektedir. Şiirlerin "Cumhuriyet" ile ilgili alakalı olup olmadıkları sistem tarafından otomatik belirlenip içinde aradığından konu dışı bazı şiirler listelenebilir. Cumhuriyet ile ilgili " 893 " şiir aşağıdadır. Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi "Cumhuriyet döneminin en iyi 12 şiirini siz seçin" başlığıyla düzenlediği yarışmada, Cumhuriyet döneminin en iyi 12 şiirini seçti. Oylama okurlara internet üzerinden yaptırıldı. İşte 16 bin oyun kullanıldığı yarışmada Cumhuriyet döneminin en iyi’ şiiri seçilen şiirler Karakoç / Mona Roza Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek... Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin, ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım uymaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece ve güne Altın bilezikler o kokulu ten Mona Roza siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza siyah güller, ak güller İlhan / Ben Sana Mecburum Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun. Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun. Belki haziran da mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin. Arif / Hasretinde Prangalar Eskittim Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza, Bir kibrit çöpüne varana, Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamlardan, Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini... Fazıl Kısakürek / Kaldırımlar I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler... Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler. Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum! Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler. Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları. Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya, Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi... II Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi, Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi, Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın! Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri, Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında. Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; Onun taşı erimiş, senin kafatasında. İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz. Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur! Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları. Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur... Ne senin anladığın kadar, kaldırımları... III Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece, Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler. Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince, Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der. Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de, Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp. Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de, Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp. Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım; Onu bir başkasına râm oluyor sanırım, Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı. Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; Bana rahat bir döşek serince yerin altı, Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan... Özel / Amentü İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı. Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın yanık yağda boğulan yapıların arasında delirmek hakkını elde bulundurmak rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza gençken peşpeşe kaç gece yıllarca acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım bilmezdim neden bazı saatler alaturka vakitlere ayarlı neden karpuz sergilerinde lüküs yanar yazgı desem kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma Tokat aklıma bile gelmezdi babam onbeşli olmasa. Meyan kökü kazarmış babam kırlarda ben o yaşta koltuğumda kitaplar işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları kafamda yasak düşünceler, Gide mesela. Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar resimli bir kitaptan çalardım hayatımı oysa hergün merkep kiralayıp da kazılan kökleri Forbes firmasına satan babamdı. Budur işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku işte şehirleri bayındır gösteren yalan işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla güç bela kurduğum cümle işte bu; ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan tenimin olanca ağırlığı yok oldu. Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak bile bir bir çınlayan ihtilal haberidir ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu nisan ayları gelince vücudu hafifletir şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim gider şehre ve şaraba yaltaklanarak biraz ağlayabilmek için fotoğraflar çektirir babam seferberlikte mekkâredir. İnsanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak belki ruhların gölgesi düşer de marşlara mümkün olur babamı varlık sancısıyla çağırmak Ezan sesi duyulmuyor Haç dikilmiş minbere Kâfir Yunan bayrak asmış Camilere, her yere Öyle ise gel kardeşim Hep verelim elele Patlatalım bombaları Çanlar sussun her yerde Çanlar sustu ve fakat binlerce yılın yabancısı bir ses değdi minarelereTanrı uludur Tanrı uludur polistir babam Cumhuriyetin bir kuludur bense anlamış değilim böyle maceralardan ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur yalnız coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan nüfus cüzdanımda tuhaf ekmek damgası durur benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu etin ıslak tadına doğru yavaş yavaş uyanmak çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp hırsız cenazelerine bine bine temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme korkak dualarından cibinlikler kurarak dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz nakışsız yaşamakları silâhlanmak sanarak çıkardım boğaza tıkanan lokmanın hartasını çıkınımda güneşler halka dağıtmak için halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa fly Pan-Am drink Coca-Cola Tutun ve yüzleştirin hayatları biri kör batakların çırpınışında kutsal biri serkeş ama oldukça da haklı. Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır hayatsa bir başka hayata karşı. Orada aşk ve çocuk birbirine katışmaz nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı kendi tehlikesi peşinden gider insan putların dahi damarından aktığı güne kadar sürdürür yorucu kovalamacayı. Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan? Nerde, hangi yöremizde zihnin tunç surlardan berkitilmiş ülkesi ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan parti broşürleri yoksa kafiyeler mi? Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim takvim yapraklarının arasını dolduran nedir o katı şey ki gücü gönlün dağdağasını durultacak? Hayat dört şeyle kaimdir, derdi babam su ve ateş ve toprak. Ve rüzgâr. ona kendimi sonradan ben ekledim pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu ham yüreğin pütürlerini geçtim gövdemi alemlere zerkederek varoldum kayrasıyla Varedenin eşref-i mahlûkat nedir bildim. Uyar / Göğe Bakma Durağı İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Durma göğe bakalım Karakoç / Mihriban Sarı saçlarına deli gönlümü Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban. Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban. Yâr deyince, kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor Lâmbamda titreyen alev üşüyor Aşk, kâğıda yazılmıyor Mihriban. Önce naz, sonra söz ve sonra hile... Sevilen, seveni düşürür dile Seneler, asırlar değişse bile Eski töre bozulmuyor Mihriban. Tabiplerde ilâç yoktur yarama Aşk deyince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut çizilmiyor Mihriban. Boşa bağlanmamış bülbül, gülüne Kar koysan köz olur aşkın külüne... Şaştım kara bahtın tahammülüne Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban. Tarife sığmıyor aşkın anlamı Ancak çeken bilir bu derdi, gamı Bir kördüğüm baştan sona tamamı... Çözemedim... Çözülmüyor Mihriban. Akif Ersoy / Çanakkale Şehitlerine Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu bir Avrupalı' Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk Sâde bir hâdise var ortada Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki Eder her biri bir mülkü harâb. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağamın yaktığı Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; O ne müdhiş tipidir Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm. Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi; 'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber. Ülke Gelin gülle başlayalım atalara uyarak Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine Bir anda yükselen bir bülbül sesi -Erken erken karlar ortasında Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta- Bana geri getirir eski günleri ...Paslanmış demir bir kapı açılır Küf tutmuş kilitler gıcırdarken Ta karanlıklar içinde birden Bir türkü gibi yükselirsin sen Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken Söyleyemediğim ateşten kelimeleri Şuuraltım patlamış bir bomba gibi Saçar ortalığa zamanın Ağaran saçın toz toprağını Bana ne Paris'ten Newyork'tan Londra'dan Moskova'dan Pekin'den Senin yanında Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu Geceme gündüzüme Gözlerin Lale Devrinden bir pencere Ellerin Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den Kucağıma dökülen Altın leylak III Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma Kimi ırmaklardan yansıma Kimi kayalardan kırpılma Kimi öteki dünyadan bir çarpılma İçi ölümle dolu Dönen bir huni Doğarken güneş Kesilmiş ölü yüzlerden Bir mozayik minyatürlerden Dokunur tenimize Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay Ve birden senin sesin gelir dört yandan Menekşe kokulu sütunlardan Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan Gözlerine ait belgeler sunulur Ey aşkın kutlu kitabı Uçarı hayallere yataklık eden Peri bacalarının yasağı Gönlümün celladı acı mezmur Bana bıraktığın yazıt bu mudur Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi Senden bir gök Senden yıldızlar ördüler Ateş böcekleri O gece dört yanıma Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı Sen bir anne gibi tuttun ufukları Ve çocuklar gülle anne arasında Seninle güller arasında Tuhaf bir ışık bulup eridiler Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler Aramızdaki sırra Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar Gençlik monologları Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından Bana getiren Yasamız vardı Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben IV Senin kalbinden sürgün oldum ilkin Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Uzatma dünya sürgünümü benim Güneşi bahardan koparıp Aşkın bu en onulmazından koparıp Bir tuz bulutu gibi Savuran yüreğime Ah uzatma dünya sürgünümü benim Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil Ayaklarımdan belli Lambalar eğri Aynalar akrep meleği Zaman çarpılmış atın son hayali Ev miras değil mirasın hayaleti Ey gönlümün doğurduğu Büyüttüğü emzirdiği Kuş tüyünden Ve kuş sütünden Geceler ve gündüzlerde İnsanlığa anıt gibi yükselttiği Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Bütün şiirlerde söylediğim sensin Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini Ey gönüllerin en yumuşağı en derini Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında Çatı katlarında bodrum katlarında Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba Hep Kanlıca'da Emirgan'da Kandilli'nin kurşuni şafaklarında Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Ey çağdaş Kudüs Meryem Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır Züleyha Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında Köle gibi satıldım pazarlar pazarında Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda Verilmemiş hesapların korkusuyla Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır Sevgili En sevgili Ey sevgili Kemal Beyatlı / Sessiz Gemi Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli. Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu! Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden. Fazıl Kısakürek / Sakarya Türküsü İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! .. Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan. Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! .. Beyazıt / Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair "Telgrafin tellerini kursunlamali.." Boyle degildi bu turku bilirim Bir de icime -Her istasyonda duran sonra tekrar yuruyen- Bir posta katari gibi simsiyah dumanlar dokerek Bazen gelmesi beklenen bazen ansizin cikagelen Haberler bilirim, mektuplar bilirim Gamdan daglar kurmaliyim Kayalari kelimeler olan Kirk ikindi saymaliyim Kirk gun huzun bosaltan omuzlarima, saclarima Saclarinin akisini anar anmaz omuzlarindan Bastan ayaga islanmaliyim Gam daglarina cikip, naralar atmaliyim Icimde kaynayan bir mahser var Bu mahser bir de annelerin kalbinde kaynar Cunku onlar, yun orerken pencere onlerinde Ya da camasir sererken bahcelerde Birden aliverirler kara haberini Okul donusu bir trafik kazasinda Can veren ogullarinin Bir de gencecik asiklarin yureklerini bilirim Bir dolmusta; yorgun soforler icin bestelenmis Bir sarkidan bir kelime dusuverince iclerine Karanlik sokaklarina dalarak sehirlerin Beton apartmanlarin sagir duvarlarini yumruklayan Ya da melal denizi parklarin issiz yerlerinde Ornegin hint okyanusu gibi derin Isyanin kapkara sularina dalan Nice aksamlar bilirim ki Karanligini Bir millet hastanesinde Dokuz kisilik kadinlar kogusu koridorunda Basini kalorifer borularina gommus Beyaz gisilerinden uykular dokulen tabiblerden Haber sormaya korkan genc kizlarin yureginden almistir Bir de baharlar bilirim Apartman oldalarinda buyuyen cocuklarin bilmedigi bilemeyecegi Anadolu bozkirlarinda Istanbuldan cikip, Diyarbekire dogru Tekerleri Yamali asfaltlari bir agustos susuzluguyla icen Cesur otobus pencerelerinden Bilincsiz bas kaymasiyla gorulen Evrensen kadinlarin iki buklum capa yaptiklari tarla kenarlarinda Ciplak ayaklari yumusak topraklara batmis irgat cocuklarinin Bir ellerinde bayat bir ekmegi kemirirken Diger ellerinde sarkan yemyesil bir soganla gelen Yazlar bilirim, memleketime ozgu Yigit koy delikanlilarinin Incir cekirdegi meselelerle birbirlerini kursunladiklari Birinin olu dudaklarindan sizan kan daha kurumadan Ustune cehennem guneslerde mor sinekler konup kalkan Digeri kan-ter icinde yayla yollarinda Mavzerinin demirini alnina dayamis Yuregi susuzluktan bunalan Icinden makushane cesmeleri akan Ansizin parlayan keklikleri jandarma baskini sanip Apansiz silahina davranan Nice delikanlilarin figuranlik yaptigi Yazlar bilirim memleketime ozgu Guzler bilirim, ulkeme dair Karsiliksiz kalmis bir sevda gibi gelir Kalakalmis bir kiyida melul ve tenha Kalbim gibi Kaybolmus daracik ceplerinde elleri Titreyen kenar mahalle cocuklari Bir sicak somun icin Yalin kat bir don icin Dokulurler bulvarlara yapraklar gibi Kadinlar bilirim ulkeme ait Yurekleri akdeniz gibi genis Solugu afrika gibi sicak Gogusleri cukurova gibi mumbit Dag gibi otururlar evlerinde Limanlar gemileri nasil beklerse Oyle beklerler erkeklerini Yaslandin mi cinar gibidir onlar sardinmi umut gibi Isyan siirleri bilirim sonra Kelimeler ki tank gibi gecer adamin yureginden Harfler harp duzeni almistir misralarda Kimi bir vurguncuyu gece ruyasinda yakalamistir Kimi bir soygun sofrasinda isikli salonlarda Hirsizin girtlagina tikanmistir Musluman yurekler bilirim daha Kizdimi cehennem kesilir sevdimi cennet Eller bilirim hasin, hoyrat, mert Alinlar gormusumki vatanimin cografyasidir Her kirisigi, sorulacak bir hesabi Her cizgisi, tarihten bir yapragi anlatir Butun bunlarin ustune Hepsinin ustune sevda sozleri soylemeliyim Vatanim milletim tum insanlar kardeslerim Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adin gelmeli Adin kurtulustur ama soylememeliyim Cankusum umudum canim sevgilim. Öğretmenler Günü nedeniyle internette şiirler araştırılmaya başlandı. Peki Öğretmenler Günü şiirleri nelerdir 2022? Öğretmenler Günü ile ilgili şiirler uzun, 1,2,3,4,5,6,7 kıtalık, okul öncesi, ortaokul, ilkokul, lise düzeyi, duygusal hangileridir? Sizler için araştırdık. Tüm detaylar haberimizde...ÖĞRETMENLER GÜNÜ ŞİİRLERİ1 KITALIKBÜYÜK ADAM OLACAĞIMÖğretmenim babam ana kucağımOkulum şehrim ilim bucağımSınıfım sa evim barkım ocağımSöz verdim öğretmenimeBüyük adam olacağımCANIM ÖĞRETMENİMAilemden sonra seni sevgi, ilgi, sıcaklığı sende öğrettin sayıları, şekilleri, renkleri,Sevmeyi, paylaşmayı, ortak seninle her şeyden çok Canım Öğretmenim…Öğretmenler Günü hediyesi nelerdir? Erkek için, bayan için, ucuz hediye önerileri2 KITALIKÖĞRETMENİMEKalem, silgi, defterSen yoksan neye parmaklarım,Nasıl harfleri hiç ayrılamam,Ailem gibisin gününde,Çokça öpülsün GİBİ, BABA GİBİÖğretmenim bilir misinSeni nasıl sevdiğimi?Sorsan bana nerde yerinGösteririm ben kalbimiAna değil, ana gibi;Baba değil, baba gibiÖğretmenim ben de sevginCan içinde bir can gibi...Öğretmenler Günü mesajı Öğretmenler Günü mesajları resimli, duygusal, İngilizceÖğretmenler Günü panosu Pano örnekleri Pano süslemeleri, çalışmaları3 KITALIKBİRİCİK ÖĞRETMENİMÖpmek istiyorum hep o şefkatli sayıyordum alıp geçtin hep sen öğrettin o güzel bilgi kaynağım, sevgili okulda geçirsem günleri, geceleri,Daha erken öğrensem harfleri, saklı bulunan o güzel bilgileri,Ben de almak isterim biricik oldum artık vefasız sınıfımda olsam, okusam önerdiği olmam istenen yeri,Bana sen hazırladın biricik ÇEBİSEVGİLİ ÖĞRETMENİM-2Sevgili öğretmenim,İnan sen bir gece güzeli,Bize sen sevgiyi,Kalbimize sen aydınlatır,Bir mum gibi – baba gibisin,Bizi, bağrına hep basarsınKÖY ÖĞRETMENLERİYurdumuz uçsuz bucaksızGökte yıldız kadar köylerimiz varAma uzak ama harap ama garipsiAlın benim gönlümden de o kadarUçsuz bucaksız köylerimizde kuşlar gibiHer sabah çocuklar size uçarAma küçük, ama büyüyen, ama güleçAlın benim gönlümden de o kadarSiz kara göklerin yıldızlarıIşıtın yurdumuzu sabaha kadarAma düşe kalka, ama yiğit, ama umutluAlın benim gönlümden de o kadar...4 KITALIKBENİM CANIM ÖĞRETMENİM ŞİİRİBirçok şeyler öğrettin,Yaramazlıklarıma sabrettin,Hatalarımı düzelttin,Benim Canım bir gül gibisin,Bize hep gülümsersin,Bilirim bizi seversin,Benim Canım översin,Onu örnek alın dersin,En iyi olmamızı istersin,Benim Canım sevin dersin,Hepimizi seversin,Barışın güzel olduğunu söylersin,Benim Canım ÖğretmenimÖĞRETMENA'dan başlar aydınlık,Bir taş koyar bütün yapılarda temele düşüncenin buğdaydan yalaza dekYeryüzünde ne varsa ondan gelmedir,Yeryüzü ile el ele öğretmenGöz gözdür o, uzakları görürüzAğızdır o, türkü söyleriz haykırırız erdem üstüne, gelecekler üstüne biz hepÇizer büyük değirmisiniUç olur da gergele hey, burası bir dağ köyü, kurda kuşaBırakılmış göğün kıyısına bırakılmış83 toprak ev, 83 acı duman,Çoluğuyla, çocuğuyla 415 karanlıkKurtulacağız, el ayak kurtulacağız,Bir okul yapıla, bir gele ışık, bir ışık daha,Gecelerin içindeki ejderlerle dövüşürNice istemeseler de, nice önleseler de,Uyandırır toplumunuİyiye, doğruya, güzele HÜSNÜ DAĞLARCA5 KITALIKCANIM ÖĞRETMENİM!Bilmezdim okuttun dönmez dilimi,Yazar eyledin sen tutmaz elimiBize mi adadın öğretmenim kendini,Canım öğretmenim ilimden bir gözetip sakındın gözünde,İçime sevgi dolduran gülen yüzünde,Yıkılmaz bir çınarsın sen özünle,Canım öğretmenim içimde bir başarımızdı bütün emelin,Sen üzülme solmasın hiç cemalin,Gideceğim, gösterdiği yoldan Mustafa Kemal'in,Canım öğretmenim sen önümde bir bağışlayıp hep af edersin,Kötülüğe karşı iyiliği seçersin,Bizim çilemizi hep sen çekersin,Canım öğretmenim dilimde bir kendi yolumu bulursam,Kötülüğe haksızlığa karşı durursam,Ben de bir gün öğretmen olursam,Canım öğretmenim önümde bir örneksinGÜL YILMAZ6 KITALIKGÜNÜN KUTLU OLSUN ÖĞRETMENİMDoğruluğun, iyiliğin ve güvenli geleceğin,Etrafına sevgiler saçan o güzel yüreklerin,Emeklerine karşılık verilen o iyi dileklerin,Sahibisin öğretmenim, günün kutlu çocukların içini ısıtan bir güneşsin,Onlara adeta tüm sevgiyi veren meleksin,Tüm insanlık sana binlerce teşekkür etsin,Diyorum öğretmenim, günün kutlu Kanunileri, Fatihleri, Yavuzları,Engin bakışınla aydınlattın büyük insanları,Tarihe adını yazdıran o büyük kurtarıcıları,Yetiştirdin öğretmenim, günün kutlu aydınlığa giden sonsuz yolları öğrettin,Şehit kanlarıyla oluşan şanlı bayrağı öğrettin,En önemlisi, bu nesillere Atatürk'ü öğrettin,Öğretensin öğretmenim, günün kutlu yıl kölesi olunurmuş bir harf öğretenin,Düsturumuz oldu gösterdiğin o hedeflerin,Etrafına bir bak, bu insanlar senin eserin,Övünmelisin öğretmenim, günün kutlu nesil sizin eseriniz olacaktır der Atatürk,Kemal adına sahip çıkmıştır şanı büyük o Türk,Öğretmene en büyük değer veren yine Atatürk,Büyüksün sen öğretmenim, günün kutlu ÇAKIRGÜL ÖĞRETMENİMGeleceğe ışık tutan,Bilgimize bilgi katan,İrfan kaynağından akan,Dil sendedir üzerimde gözünKulağıma küpe sözünDers işlerken güler yüzünGül sendedir öğretmenimKaranlığa çıra sensinCehalete çare sensinHayatıma yön verensinYol sendedir öğretmenimTürkçe, tarih gördük tek tekDini, fenni bilmek gerekİlim dolu petek petek,Bal sendedir öğretmenimÖğrettin edebi, yoluSayende sevdik okuluSalkım salkım meyve dolu,Dal sendedir öğretmenimAta gibi sevilecek,Yoluna gül dökülecek,Hep minnetle öpülecek,El sendedir Postallı7 KITALIKSEVGİ ÖĞRETMEN DEMEKDünyanın en nadide çiçeğidir öğretmenİnsanlık meşalesi çerağında en etmen,Gönüllerin mimarı özden olan eğitmenSevgi öğretmen demekBilgi öğretmen demekDünyayı algılayıp okumayı yazmayı,Paylaştıkça çoğalan büyükleri saymayı,Küçükleri sevmeyi gerçek insan olmayı,Bilen öğretmen demekGören öğretmen demekRuhlara şekil veren şair şiirinde dil,Aşkı terennüm eden âşık sazında tel,Burcu burcu açacak Bahçıvan elinde gülBülbül öğretmen demekSümbül öğretmen demekİlim irfan ordusu öğretmen komutanıÖzgürlüğün bayrağı sevda anavatanıÜrünleri beyzade o gönüller sultanıİlim öğretmen demekÂlim öğretmen demekEn güzeli öğreten mutluğun baş tacıKararan vicdanların iksiriyle ilacıHer dalı yediveren o muhabbet ağacıHürmet öğretmen demekNimet öğretmen demekYeni neslin nüvesi istikbalin mimarıEğittikleri onun canı, cananı, varıİlim aşkına yanmak vatana yadigârıKitap öğretmen demekHitap öğretmen demekEy yurdumun güzeli! Dağlar sana eğilsinHer şeyi yetiştiren sen sıradan değilsin,Mukaddes görevinde her konuda failsinSevgi öğretmen demekİlgi öğretmen demekBEN BİR ÖĞRETMENİMBen bir öğretmenimSevgiyi, sevmeyi öğretirim çocuklarıma,Kini, öfkeyi nefreti bir öğretmenimDostluğu, kardeşliği öğretirim çocuklarımaDövüşü, kavgayı, savaşı bir öğretmenimOkumayı, yazmayı, küçükleri korumayıKonuşmayı dinlemeyi, büyükleri saymayıÖğretirim bir öğretmenimSevgiyle, bilgiyle sularım çiçeklerimiVe bu güzel çiçeklereCumhuriyeti kuran Atatürk'ü bir öğretmenimVe öğretirim çocuklarımaÜlküm vatanı bir öğretmenimÇiçektir diyemem çocuklarımaÇiçeklerden güzeldir bütün çocuklar,Ve öğreteceğim çocuklarımaİyilikten güzellikten yana ne ÖĞRETMENİMSevgisinin sonu yok,Kalbinin şefkati çok,Gönlü büyük, gözü tok,Sevgili ışık saçar,Sözleri gönül açar,Ruhum sevinTen uçar,Sevgili yolunu,Sardık sağla solunu,Uzat bize kolunuSevgili dizi, dizi,Sev, okşa hepimizi,Sensin okutan bizi,Sevgili yol gösterirsin,Okutur, eğitirsin,Bize bilgi verirsin,Sevgili candan severiz,Saygı duyar överiz,Ellerinden öperiz,Sevgili öğretmenim!..ÖĞRENCİ BİR FİDANDIRBenim Canım ÖğretmenimÖğrenci bir fidandır,Öğretmen ıslatsaBüyüyüp ağaç öğrenciye yol gösteren,Öğrenciye okumayı kalem tutmazkenÖğretmendir öğrenciye okumayı ÖĞRETMENLER GÜNÜ NE ZAMAN?Öğretmenler Günü, ülkemizde her yıl 24 Kasım tarihinde kutlanmaktadır. 24 Kasım Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğini eline alan ve bilgilerini öğrencileriyle paylaşıp, onlara okuma yazma öğretenleri onurlandırmak için çeşitli etkinliklerle kutlanan özel bir gündür. Bu yıl 24 Kasım Öğretmenler Günü Çarşamba gününe denk GÜNÜ İLK NE ZAMAN KUTLANDI?Türkiye’de her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. 24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün "Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği"ni kabul ettiği çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”’ni oy birliği ile kabul edilişinin yıl kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Örneğin 12 Arap ülkesinde Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen her yıl 28 Şubat günü, Öğretmenler Günü olarak GÜNÜ DÜNYADA NE ZAMAN KUTLANIYOR?Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Örneğin 12 Arap ülkesinde Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen her yıl 28 Şubat günü, Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Azerbaycanda her sene 5 Ekim günü Uluslararası Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmadığı da ülkesine göre değişir." 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Münasebetiyle ilçemiz okulları arasında düzenlenen "Cumhuriyet" konulu yarışmada dereceye giren eserler katılan tüm okul ve öğrencilerine teşekkür ederiz. Resim dalında Veysel Vardal İlkokulu öğrencisi Furkan AZAKLI´ nın resmi 1. liğe; Şiir dalında Haberal Ortaokulu öğrencisi Kayra nun şiiri 1. liğe; Kompozisyon dalında Pazar MTAL öğrencisi Alican KUL´ un kompozisyonu layık görüldü. "Cumhuriyet" konulu ilkokul öğrencileri arasında resim, ortaokul öğrencileri arasında şiir, lise ve dengi okullarımız öğrencileri arasında kompozisyon yarışması sonuçları. Kompozisyon Dalında Dereceye Giren Okullar Öğrencinin Adı Soyadı Okulu Eser Alican KUL Pazar MTAL Eser Medine KESTANE Fen Lisesi Eser İlksen ÇULPAN Özel Çözüm Fen Lisesi Şiir Dalında Dereceye Giren Okullar Öğrencinin Adı Soyadı Okulu Eser Kayra M. KALYONCU Haberal Ortaokulu Eser Mustafa T. YEŞİLBAŞ Aktepe Ortaokulu Eser Ayça KÖSEOĞLU Ahmet Tahtakılıç Ortaokulu Resim Dalında Dereceye Giren Okullar Öğrencinin Adı Soyadı Okulu Eser Furkan AZAKLI Veysel Vardal İlkokulu Eser Zümre ALPTEKİN Özel Çözüm İlkokulu Eser Zeren ŞİŞMANLAR Ahmet Mesut Yılmaz İlkokulu Türkiye Yazarlar Birliği TYB İstanbul Şubesi ve İBB Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından bu yıl ilki gerçekleştirilen Şiir Günleri, “Ne Varsa Hep Şiir” sloganıyla gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında Cumhuriyet döneminin en sevilen 12 şiiri oylama ile belirlendi. 16 bin oy kullanılan oylamanın sonucunda belirlenen on iki şiir, festivalin final programı olan Şiir Gemisi’nde katılan şairler tarafından açıklanıp tarafından her yıl geleneksel hale getirilmesi hedeflenen Şiir Günleri kapsamında seçilen 12 şiir TYB İstanbul’un tarihi binasının yıl boyunca duvarlarını süsleyecek. TYB İstanbul Şubesi Başkanı Hüseyin Öztürk yaptığı konuşmada; “Şiir günleri her yıl tekrarlanacak. Seneye son yıllarda yazılmış şiirler arasından yeni seçki ve daha fazla şairin katılımı ile şiir severlerle buluşacağız” dedi. Şiir Günleri Proje Koordinatörü M. Davut Göksu da, “Yazı ve edebiyatın lokomotifi şiirdir. Şiire katkı bizim için oldukça önemlidir ve Şiir Günleri ile bu katkılarımız devam edecek” diye Cumhuriyet döneminin en sevilen 12 şiiri1. Sezai Karakoç- Mona Roza2. Attila İlhan- Ben Sana Mecburum3. Ahmed Arif Hasretinden Prangalar Eskittim4. Necip Fazıl Kısakürek -Kaldırımlar5. İsmet özel - Amentü6. Turgut Uyar -Göğe Bakma Durağı7. Abdurrahim Karakoç, Mihriban8. Mehmet Akif Ersoy- Çanakkale Şehitlerine9. Sezai Karakoç - Sürgün Ülke10. Yahya Kemal Beyatlı - Sessiz Gemi11. Necip Fazıl Kısakürek -Sakarya Türküsü12. Erdem Beyazıt- Sana, Bana Vatanıma Ülkemin İnsanlarına Dair

cumhuriyet konulu şiirler lise düzeyi